2 Ocak 2021 Cumartesi
Sürgündeki Köle
19 Aralık 2020 Cumartesi
TÜRK BONZAİSİ
Bulanmıştım bir bunalıma.
Korkuyordum hayattan; ödenmemiş faturalardan.
Okullardan, diplomalardan, matematikten.
Korkuyordum,
yaz tatillerinden,
Yarının
bize getireceği felaketlerden…
Korkuyordum helal ekmek kazanmayı,
Eşek olmak sanan babalardan, annelerden.
Oysa
ümitsizlik yavurluk değil miydi?
Cennete
doğru namaz koşuyor müminler,
Adalelerimiz
gergin, boş arsalardaydık biz o zaman.
Cehennemi
yudumlarken pet şişelerden; sek ve acı.
Damak
tadına uymayan bir rezalet: uyuşturmak.
Hapları
yutunca fazla salgı dopaminle,
Kritik
bir şüpheyle,
İsa
peygamberle karşılaşmak...
Oysa
ne bir hızır geldi, ne uzandı bir el.
Çin
malı bir telefonda Küstüm, Gürses.
Bir
saç teli, bir paslı cilet.
Bileklerini
keseceksin düşüşleri yaşarken…
Tüm
bunları Ayşe de bilmeyecek.
Uçmak
istiyorum deyor, bankalar peşimde.
Kokain:
zencilerde,
Araplar
aromalı duman, ülke elden gitse bile.
Bonzai
ciğersiz Türkler için ancak.
Gerçi
ekstazi olmasa, televizyonla uyuşacak.
Bu
filmi izleme Ayşe, yine zengi kazancak.
Ayşe
parayı seçme, sevgilin ölcek.
Deyor
ki: Türk erkeğinde ne gezer vizyon.
Ayşe
kendi ayakları üstünde durcak.
Çünkü
bu kapitalizmin en sevdiği pozisyon.
Size
hiç karı yok: yüz liraya tek seans et.
Sonra
gonore, mantar, frenginin birini seç.
Mastürbatör
Türk genci, pornolar ne emrediyor?
Para
için düzülen kadınları, feminenler görmüyor.
Belediye
önlerinde bir adet yangın tüpü bulunmalı.
Sokaklar
istilada,
Bağışıklık
kazandık artık,
Ödenmemiş
senetler için arayan avutlara.
Yaşayın
ölene dek canımız hah çıkacak!
Sıkın
dişinizi biraz daha,
Reis
bize saray yapcak.
5 Aralık 2020 Cumartesi
Aylak Olma Özgürlüğü
Yine
bir kavgaya sokmak isterler beni.
Korkuturlar
açlıkla,
Sefaletle,
kadınsızlıkla korkuturlar!
Korkuturlar
bir çocukluk anısına benzeyen,
O
güzelim yaşamdan atmakla korkuturlar.
Yine
de yılmak istemem ben,
Yılların
içinde çırpınıp dururken!..
Dökülür
beyaz çamdının kireçleri,
Sular
kesilir, bir gece lambalar söner.
Sevdiğim
kadınsa başkasıyla evlenir.
Olsun,
varsın böyle yazılsın kader
Hiçbir
şey yapmamak, acıyı seçmekse,
Yine
de aman dilemem, o kirli kalplerden.
Kiminin
hikayesi yarıda kalır.
Benimki,
hiç başlamaz bile!...
Düşünmek
isterim yüzyıllar boyunca,
Zamanı,
mekanı yahut manayı…
Düşünmek
bir kirli yastık üstünde.
Hiçbir
harekete girişmeden düşünmek!
İstemem
onların davasını, derdini.
İstemem
onların sahtekar sevgisini.
İstemem
bu kölece yaşamı,
Bir
çatlak pencereyle yetinirim.
İstemem
onların canımı isteyen,
Sadece
kendilerine yeten: bu düzenlerini!
Yılmak,
bize sunulan her şeyden:
Rüyanda
boğulduğunu görmek her gece!...
Ben
zaten yaşamıyorum günlerin içinde.
Ayları,
yılları ve kavuşmayı da bilmem.
Bilmem
ben huzurlu evlerin yolunu,
Bilmem
ben deliksiz uyunan uykuyu.
Solup
gitsin ömrüm:
Boynu bükük solgun bir gül gibi.
İstemem
onların bana can verecek suyunu.
17 Nisan 2020 Cuma
Cemil Meriç

Meriç bu ülkenin;
Cehalet denizine dökülen tatlı suyu.
Uyurken bile, daha uyanık bizden
Peygamberi koklarmış güllerden.
Meriç bu ülkenin,
En uzağa gitmiş çocuğu.
Ayaklarını Paris'te yıkamış
Ellerini Hint denizinde.
Seneler geçmiş üzerinden;
Varamamışız onun vardığı yere.
Meriç bu ülkenin
Bakmaya korktuğumuz aynası.
Yığına duyguyla bakan bir kalp.
Bize yeni ulaşan, ışığı güneşin.
Meriç bu ülkedir! ererdik kurtuluşa,
Onun unuttuğunu bizler bilseydik.
4 Nisan 2020 Cumartesi
Unutulanın Şiiri

26 Mart 2020 Perşembe
Akşamüstü Rüyası

Kaldığım yerden devam edemiyorum kendime.
Biraz çocuk oluyorum, geçmiş sanrılarıyla.
Ve biraz sonra kederin;
Kanlı kellesi ellerimde.
Hiçbir sabahım yok benim,
Ne bir akşamım, ne de bir gecem.
Zamanın dışına itmişler beni,
Kendimi yok yere yitirmişim.
Üşüyemiyorum da, sıcaklığı bilmediğimden.
Hiç sevilmediğimden yalnızlığı da tanımıyorum.
Kitliyorum odaların kapısın hep,
Aynalara bakıyorum.
O beni görmüyor diye, kendimi göremiyorum
Tek bir hatıram yok,
Boş yere yaşıyorum yüzyıllardır...
Hiçbir kalpte sancım yok,
Hiçbir saçta ellerim.
Silinmiş ismim, tüm hikayelerden.
Ben kimseyi, kimse de beni sevmemiş.
Uçamıyorum, henüz koşmayı bilmediğimden.
Bu yüzden kadınların yüzlerine bakmıyorum.
Uyuyamıyorum, içimdeki cesetlerin kokusundan.
Bu yüzden bir akşamüstü çakır keyifken bile.
Aşık olamıyorum
Çünkü ben;
Nereye gitsem, gitmediğim yerdeyim.
Kafama sığmayan bir düşünceyle,
Ben nereye gitsem, yaşam başka yere düşer.
Ne ben dünyayı, ne de dünya beni sevmemiş...
Yılış. 2020
20 Aralık 2019 Cuma
İntiharın Hârıdır

Yaşamaktan daha zordur, yaşayamamak
Bir iş var bu ellerinde, hiç tutulmamış
Abiler, kazmalara sarılmış hınçla,
bir çukur açılmış.
İtilmişsin, kakılmışsın, sevilmemişsin
Delik ceplerin, ve senin olmayan siyasi görüşün,
Senin hiçbir çocukluğun insanlara dokunmamış
Telefonların açılmamış, kimseler de aramamış
Uysal köpekler gibi eğik başın okşanmamış,
Yalnız doğmuş İlyas, yalnız yaşamış,
asıldığında da yalnızmış...
Oğlum ilyas ölümdür bu boğazı sıkan
Köpeğin olur düşmanın, paran varsa
Ne anan okşar seni, ne de cahil baban
Şu kahpe insalara biraz faydan yoksa.
Bir bodrum katta, zihne yapışan terk edilişler,
ve birkaç tokat izi çocukluktan,
günümüze dek yüzünde büyüyen.
Bakma şimdi orospuların göz yaşlarına,
Hiçbiri ama hiçbiri seni gönülden sevmez.
Bu nasıl bir ölü cepleride bomboş,
Böyle bir sefalete şeytan bile gelmez.
Yüzünde bir ifade var, yaşayanları suçluyor
Pişman mıdır gittiği yerde, pişmanlığa değmez!
Ellerinin yarasıyla geçiyor, ellerinin yarasıyla...
Bir aşk hikayesi bile yaşamadan, yirmi beşte gidiyor...
Çıkın bakın pencerelerden aşağı, İlyas küsmüş bize!
İnsanların omuzunda Allah'ına gidiyor.
Çıkın bakın pencerelerden aşağı...
Gidiyor ilyas, ilyas gidiyor!
Oğlum ilyas yaşamdır, insanı böyle yamultan
Plastik şişelerden çekilen hayallerle yaşanmaz
Ne olmuş yıkıldıysan, alıp başını gitseydin
Kahpelere kızılınca o güzel cana kıyılmaz.
Senin cebini boş bırakan domuzlara kalsın dünya,
Domuzlara kalsın, domuzlara kalsın!
Seni bir bodrum kata,
hapis edenlere kalsın dünya!
İpi boynuna geçirenlere, liderlere, zenginlere kalsın
Doymazlara, aymazlara, firavunlara kalsın!
Ey ilyas! Sahibindir senin kimsesizlik,
Bırak bu bok yurdu onlara kalsın!
Ve maalesef çarendir, çaresizlik.
Sus! Acılar, ciğerlerinde bıraksın imzasını,
Sesin, huzursuzluk imaresidir insanlarda, ağlama.
Bir gençliğin öfkesidir, bu ip,
Bir gençliğin sizi delip geçeceğinin netliğidir,
kırılan bu boyun.
Sizin için cehennemin biletidir!
Hiçbir baltanın sapı değilsin İlyas'cığım sen.
Hiç güzel bir şeye layık değilsin.
Bu yeryüzünde bir mezar verdiler sana,
Onda da kıyamete dek kalacak değilsin.
Sıkıldın insanların zahmetinden oğlum İlyas!
Buluş hadi Mevlamızın rahmetiyle...
Buluş hadi bembeyaz bir gerçekle...
Buluş Rabbimizin yumuşacık yüzüyle.